 |
| BİNBAŞI HALİS ATAKSOR |
|
 |
| HALİS BEY'İN HARP OKULU
MEZUNİYET BELGESİ |
|
 |
| HALİS BEY'İN VEFATI İLE YARIM KALMIŞ OLAN
HEREDOT TARİHİ ÇEVİRİSİNİN BAŞ SAYFASI |
|
 |
| BİNBAŞI HALİS BEY'İN ASKERİ SİCİLİ |
|
 |
| BİNBAŞI HALİS BEY'İN ŞAHSİ EŞYALARI |
|
 |
HALİS BEY'İN EŞİ
Zekiye ATAKSOR HANIM |
|
 |
Halis ATAKSOR'A AİT
SON RESİM |
|
Halis bey 1876 yılında Aydın’da doğdu. Babası büyük defter kâtibi Ahmet Muhtar efendi’nin
Kütahya’ya tayininden dolayı çok küçük yaşta Kütahya’ya geldi. 1881 yılında Küpecik mahalle mektebinde ilköğrenime başladı.. 1885 yılına gelindiğinde Kütahya rüştiyesine girdi.1888 yılında diplomasını aldı. Kişisel ihtiyaçlarından dolayı Fransızca öğrenmeye başladı. 1889 yılında yeni açılan İdadi mektebine başladı.1893 yılında Kütahya Liva Meclisi idaresine seçilerek, Bursa Mülkiye İdadisine başladı. İdadinin 6.seviyesinde tasdikname alıp,1896 yılında İstanbul’a gelerek Harbiye’ye başladı.1898 yılında Harp okulunu üstün derece ile bitirerek,subay oldu.Mezuniyetine müteakip,önce Trablusgarp daha sonra Balkan Harbine katıldı..12.Alay,1.tabur,4.Bölükteyken üstteğmenliğe terfi etti.Yarbay Ziya bey’in yaverliğinde 8.Liva kumandanı Mirliva İshak paşa (Gavur İshak paşa) ‘nın yaverliğinde,inşaat komisyon aza vekilliğinde ,Divan-ı harp azalığında ve katipliğinde bulundu. Balkan harbi sırasında ayağından vuruldu, gözüne isabet eden bir şarapnel parçasıyla gözünden yaralandı. Bu gözünden dolayı sonradan lakabı ‘’ Kör Halis’’ olarak geçmiştir.
1908 yılında Yüzbaşılığa terfi etti. Balkan harbi nin bitimine müteakip.1914 yılında Çanakkale muharebelerine katıldı. Bu muharebelerde önce Seddülbahir’de 27.Alayın 3.taburunda Bölük komutanı olarak bulundu. Maiyetindeki kahraman askerlerden bir tanesi Bigalı Mehmet Çavuş’tur.24–25 Nisan 1915’te düşmanı ilk karşılayan komutanlardan birisi olan Halis Bey, Çanakkale muharebelerinde gösterdiği kahramanlıktan dolayı Liyakat nişanı almıştır. Çıkartmanın ilk gününde kolundan ağır şekilde yaralanmasına ve çok kan kaybetmesine rağmen uzun süre komutayı bırakmamış olması,üstleri tarafından görülmüş ve taktir edilmiştir.Bizzat 27.Alay komutanı Şefik Aker hatıralarında kendisinden’’Çok kıymetli ve seci(Kahraman) bir askerdi’’ diye bahsetmektedir.
Halis bey Çanakkale muharebeleri sırasında 8.Ağustos.1915’te o zamanki 27.Alay komutanı Şefik Aker bey’in Mustafa Kemalin yerine 19.Tümen komutanlığına müteakip,boşalan 27.Alaya Binbaşı rütbesiyle atanmış ve savaşın sonuna kadar da 27.Alay komutanı olarak görev yapmıştır.Çanakkale savaşı’nın bitimi sonrası bu kez Milli mücadele yılları başlamış olup,Mardin,Urfa,Siverek,Diyarbakır mıntıka müfettişi olarak görev yapmıştır.
Ömrü savaş meydanlarında geçmiş bu kahraman asker aynı zamanda aydın bir kişilik olarak da dikkatimi çekmektedir. Kısa sayılabilecek hayatı içerisinde Fransızca, Almanca, Arapça ve Farsça dillerini öğrenmiş olmuş olup; Heredot tarihi’nin büyük kısmını tercüme etmesine rağmen ömrü kifayet etmediğinden yarım kalmıştır. Ayrıca la commune de Paris (Paris komünü) tercümesi mevcuttur. Sosyolojiye olan merakı kendisini eski Türklerle ilgili araştırmalara sevk etmiş olup, Ziya Gökalp ile olan arkadaşlığı sırasında Diyarbakır kitabeleri, Ulu cami kitabelerini okumak suretiyle ‘’Komuk Türkleri’’ ile ilgili makaleler yazmış ve bunu ‘’Küçük mecmua’’da yayınlamıştır. Bu makaleleri 1988 yılında oğlu Yılmaz Ataksor tarafından günümüz diline çevrilip ‘’Diyarbakır tarihinde Komuk-eli’’ adı altında kitaplaştırılmıştır.
Milli mücadele’den sonra memleketi olan Kütahya’nın o vakitte kazası olan Uşak’a giden Halis Bey burada Zekiye hanım’la (Zekiye Ataksor)ile evlendi. Zekiye hanımın babası İsmail Hakkı Efendi de kendisi gibi kahraman bir askerdi; Osmanlı-Yunan savaşına ve Hicaz demir yolu yapımına katılmıştı. Halis bey, vefatına kadar Uşak’ta Belediye mühendisi olarak şehre hizmetlerde bulundu.1925–1933 yılları arasında Belediye hizmetinde bulunurken; Fransa2dan dönmüş olan rahmetli Alaattin Tiritoğlu ile beraber çalıştı. Alaattin Tiritoğlu’nun Uşak belediye reisi bulunduğu sırada Uşak’ta o vakit için yeni sayılabilecek hizmetlere giriştiler. Parklandırma, kanalizasyonları yapma ve hele henüz Ankara’da başlamak üzere, asfalt işlerini Uşak’ta daha önce hizmete sokmak bunlar arasındadır.
Alaattin Tiritoğlu, Halis Bey’e ait hatıralarını anlatırken: Fransa’dan döndüğüm yıllarda Uşak’ta yenilikler yapmayı düşünmüş, ilk iş olarak ta Belediye mühendisinin nasıl bir adam olduğunu sormakla başlamıştım. Kimliğini sorduğum zaman bana;’’Emekli bir asker’’ dediler. Bir emekliyle iş yapılmayacağı endişesi ile vazifeden affetmeyi düşünerek kendisini çağırttım. Müşekkel bir adam, bir tevazu ve terbiye örneği içinde karşımda askerce bekledi. Yer gösterip oturttuktan sonra konuşmanın bir yerinde;’’Mühendis Bey Belediyenin önüne doğru olan yolu Arnavut kaldırımı yapsak’’ demem kalmadan o terbiyeli adam hiddetlenerek aynen ‘’Reis Bey size teessüf ederim. Siz Avrupa görmüş insansınız, memleketin her sokağını asfaltlamak düşüncesinde olmadıkça başka Reislerden farkınız ne olabilir?’’ demekten kendini alamadı. Sonraları çok iyi anlaştığımız ve pek saygı duyduğum bu zatın, gayet güzel Fransızca bilmesinden benim büyük istifadelerim oldu.
Şark ve Garba ait neşriyatı ta o zaman takip eden Halis Bey,bir gün karşılıklı yaptığımız bir konuşma sırasında,konu icabı La Commune de Paris’ten söz etti.Ertesi günü kütüphanesinden Fransızca olan bu kitabı getirip hediye etti,halen kitap bende bir hatıra olarak durmaktadır.Ömrü harplerde geçmiş bir askerin böyle kültürü nasıl elde ettiğine hala hayret ederim..Seneler sonra Kütahya mebusu olarak meclise girdiğim zaman, meclis reisi Nuri Conker’in Halis Bey’i sık sık sorarak;’’Bizim Halis ne alemde?’’ dediğini ve memleketin o devirde yetişmiş olan güzide evlatlarından birisi olduğunu söylediğini şimdi dahi hatırlarım.
Uşak belediye mühendisliğinde bulunduğu yıllarda geceleri dahi imar işleriyle uğraşıp işçilerin başında geç saatlere kadar çalışan Halis Bey bu sırada zatürre hastalığına tutulmuş, sıhhate kavuşabilmesi için İstanbul’a Merkez kumandanı rahmetli General Halis Bıyıktay tarafından getirilerek tedavi ettirilmiş, dönüşünde Uşak’ta tekrar nükseden hastalığını maddi imkânlarının da elverişsiz olması yüzünden tedavide güçlük çekmiş, sıkıntılarını duyan, o vakitte İzmir valisi olan Kazım Dirik kendisini davet ederek Halis Bey’i tedavi ettirmek kadirşinaslığını esirgememiştir..Ne yazık ki Uşak’a döndüğünde 08.08.1933 tarihinde 57 yaşında iken hayata gözlerini yummuştur. Kabri önce Uşak’ın Bozkırlı mezarlığının bir köşesinde, vaktiyle dövüştüğü üç kıtadaki dağları, tepeleri hatırlatırcasına bir küçücük tümseğin altındayken, buranın kaldırılması üzerine şimdiki merkez kabristanına defnedilmiştir. Bu kahraman, kahraman olduğu kadarda tevazuu sahibi kişiliği biz çoğu zaman çevresindeki silah arkadaşlarından, mesai arkadaşlarından tanıma fırsatı buluyoruz. Halis Bey’i daha yakından tanımak için burada birkaç anıyı nakletmekte fayda görüyorum:
HATIRALAR:
Halis Bey daha Arıburnu muharebelerinde tabur komutanı olmadan önce Seddülhahirde bölük komutanı iken onun kumandası altındaki erlerden, Gelibolu’nun Ilgadere köyünden 1299 doğumlu Halil oğlu Ahmet Uzun Seddülbahir’de geçen olayları anlatırken:
—Biz sahilde mevzilenmişken, bir kez iskeleye bir düşman torpidobotu yanaştı, içinde babalarının evindeymiş gibisine rahatlıkla 20–30 kişi çıktı. Meğer düşman neferleri arasıra buraya çıkarmış. Bölük kumandanımız Halis Efendi-ona Kör Halis derlerdi-bize:
-Burata mevzilendiniz, vazifeniz hiç kimseyi karaya çıkartmamaktır. Eğer karaya birtek düşman neferi çıkartırsanız hepinizi vururum. Eğer bende size bir hile yaparsam sizde beni vurun, dedi. Hani yüzbaşımız çok yaman adamdı doğrusu!
Yol boyunca top ve tüfek sesleri kulaklarımıza geldi durdu. Düşman ikinci taburumuzla boğuşuyordu Arıburnuna sırta gelince birden yüzbaşımız Halis Efendi ayağından yaralandı. Atından atladı.Çok kızgındı.Hepimizi yere yatırıp süngü taktırdı.Düşman sırtı tırmanmış bize doğru geliyordu.Hemen ateş açtık.Hani biraz daha gecikseydik,bütün sırta düşman yerleşecekti.Aramızdaki mesafe gittikçe kapanıyordu.Halis efendi süngü hücumu verdi.Allah Allah sesleriyle sırttaki düşmana saldırdık,birbirimize girdik.Onun gerçekte bir ismi daha vardı (Kör Halis);Balkan harbinde ayağından vurulduktan sonra ,gözüne isabet eden bir şarapnel parçasının onda bıraktığı izin ismidir bu.Cesur bir askerdi,fakat daima cesaretini tevazu ile gizler dururdu.’’Tarih Konuşuyor’’ isimli mecmuada ona dair çıkan küçük bir hatırada,hatıra sahibi kendisinden şöyle bahseder: Top ve mermilerin göz açtırmayacak şekilde üzerimize geldiği bir sırada Halis beyin ayakta duruşu dikkatimi çekti,yanına yaklaşıp;’’Kumandanım niçin hedef küçültmüyorsunuz’’dediğimde o askere metanet vermek için ayakta kalışını tevazu ifade eden şu sözlerle gizlemiştir:
‘’Nasıl olsa kalkmayacak mıyız? Bu ağır gövde ile yatmak zor oluyor da onun için ayaktayım.’’cevabı ile karşılık verdi.
27.Alayın uç muharebeleri anlatılırken 3.Tabur komutanı Yüzbaşı Halis yaralı olarak geriye çekildi.4.Bölük komutanı Çengelköylü Galip daha taarruz başlangıcında yaralanarak saftan çıkmıştı. Tabur kumandanı geriye geldikten sonra orada kalan bir avuç kuvvetin bilhassa 4.Bölüğün 2.Takımının vaziyeti çok tehlikeli ve fedakârlığa müstelzimdi. Bu kuvvetin başında en faalane ve cesurane hâkim olan Mucip Efendi henüz yar zabitlikten asteğmenliğe geçmiş bir delikanlıydı. Birde Medeni isminde henüz zabit namzedi olan cesur ve ateşli bir delikanlı vardı. Bu iki genç orada büyük bir cesaret ve benlikle çalışmışlardı; kendilerinden çok fazla bir kuvvet olan Avustralyalılara karşı mıh gibi dikilmişler, onlara saatlerce bir adım dahi attırmamışlardı. Mucip Kemalyeri kitabında Halis Bey’le ilgili anısını şu şekilde nakletmektedir:
‘’Çok vakit geçirmeden taarruza başladık. Karşımızdaki düşman ‘Kanlısırt’istikametine doğru ilerliyor, bizde peşine düştük. Bu suretle iki sırt daha ilerlemiştik. Tabur kumandanımız Halis Bey avcı hattımız arasında göründü ve bana ‘Gittikçe sola doğru kayıyorsunuz; cepheniz istikametine değil, şu yüksek sırtın biraz daha şimaline doğru ilerleyin’dedi.(Bu sırt a sonradan Edirne sırtı ismi verilmiştir.) Tabur kumandanı bu emri verdikten sonra şimdiye kadar bizimle irtibatı bulunan sol cenahımızdaki on birinci bölük istikametine doğru gitti. Tabur kumandanının gösterdiği sırta doğru ilerliyoruz. Bu istikamette hiçbir ateşe uğramadık, yeni hedefimizi de büyük bir şevk ve gayretle tırmanmaya başladık.
Yüksek fundalıklar bizi ve avcı hattımızı gözden çok iyi saklıyordu. Bize doğru pek az gürültülerle avcı nizamında ilerlemekte bulunan sarışın insanları yakından gördük. Bunlar çok kalabalık idiler. Gözlerim büyümeye başladı. Cenahlarını aramaya başladım, göremiyorum çünkü nihayetsiz idiler. Artık ölmek, öldürmek elle tutulacak kadar bize yaklaşmıştı. Az zaman sonra birbirini müteakip meydana çıkan yeni kıtalarla, kırık bozuk hatlarını kuvvetlendirmeye ve çeki düzen vermeye başladılar. Fakat sükûnetle yapılan şiddetli ateşlerimiz arzularını yapmaya engel oluyordu. Nihayet kırık hatlar grup grup yerleştiler ve sayılarının çokluğundan avcı hattımız üzerimde tesir yapmaya başladılar.
Sağımdan ve solumdan yükselen iniltiler, tüfek sesleri arasında boğuluyor, şehit olanların metanet ve ibadetle hayattan ayrılışları, muhitlerine hürmet ve intikam telkin ediyordu. Cephelerini arkadaşlarına teslim eden yaralılar geriye doğru akıp gidiyordu. Muharebelerin tesiri artık bizim taraf içinde kendini göstermeye başladı. Dakikalar ilerledikçe mücadelede bütün manası ile dehşet ve ehemmiyet peyda ediyordu. Bu sırada Tabur kumandanı Uşaklı Halis Bey geliverdi. Saatlerden beri tahammül edilemeyecek kadar ağır olan yükümün birden üzerimden kalktığını hissediyordum. Derin derin nefes aldım. Henüz yirmi yaşında bulunan genç bir zabit vekili için bundan daha büyük bir imdat kuvveti olamazdı. Tabur kumandanı bana iltifatlarda bulundu Ve düşmanın vaziyetini tetkike başladı. Vaziyetin lehimize olduğuna dair bir kanaati olmadığını yüzünden okumak mümkündü. Bana şu haberi verdi;
‘Diğer üç bölüğümüz bizden 400 metre kadar sol cenahımızda düşmanla şiddetli muharebeye tutuşmuşlar, askerlerimizin hiçbir kayda tabi olmaksızın yaptıkları hücumlardan şikâyetçi’
Ve müteakip ilave etti;
‘Düşman herhalde denize dökülecektir.’
Gittikçe sararan yüzünde ve bakışlarındaki kuvveti kaybolan gözlerinden mana çıkartmak istiyorum, fakat bunun için çok düşünmeye ve sebep aramaya lüzum kalmadı. Sol kolunun haki kumaşı yavaş yavaş kızarıyor ve parmaklarının ucuna kandamlaları birikiyordu.
—Yaralanmışsınız dedim.
—Şimdi değil sizin bölüğe gelirken yolda oldu. Cevabını verdi.
—Sıhhiye çavuşu, diye bir defa seslenebildim. Beni susturdu ve hemen ilave etti.
—Asker yaralandığımı duymasın.
Avcı hattından bulunduğumuz yerden beraberce bir müddet düşman vaziyetini tetkik ettik. Bu tetkikin nekadar devam ettiğini kestiremiyorum. Fakat kumandanımızın her geçen dakika yattığı yerden bile takatsizliğinin artmakta olduğunu hissediyordum. Bize karşı çok manalı ve müphem bakışları vardı. Anlıyordum ki, yalnız bırakmak istemiyordu. Acaba vazifemizi başaramayacağımızdan mı şüpheleniyordu?
Tabur kumandanımızı haddinden fazla tatmin ve temin etmeye uğraştım. Fedakâr kumandanımın yavaş yavaş müsterih olmaya ve bize emniyet etmeye başladığını hissediyordum. Biraz sonra sesi toklaştı ve şu emri verdi;
—Bulunduğunuz yerden katiyen geri çekilmeyin, ancak geriye bu mevkide hepinizin öldüğünü bildirecek bir haberci gönderebilirsiniz. Size mümkün olduğu kadar takviye göndereceğim. Bu emre müteakip, bir neferin yardımı ile yavaş yavaş geriye doğru inmeye başladı. Tabur kumandanı gözden kaybolurken yüreğimin kanadığını duyuyordum.
Yirmi yaşındaki zabit vekili Mucip Bey harp hatıralarında Halis Bey için bunları söylüyor. |