mucip kemalyeri - çanakkale savaşı, canakkale savaşı, gelibolu, gallipoli, dardanelles, truva, mustafa kemal, atatürk, ataturk, gelibolu, 1915, 1916, liman von sander, churchill, birdwood, general, savaş, savas, çanakkale savaşları, çanakkale deniz zaferi
Mucip Kemalyeri
NOT: Halis'in Sol Arka Üst Çaprazındaki Küçük Bey: Mucip Kemalyeri'dir.
   

MUCİP KEMALYERİ


 
Mucip Kemalyeri
MUCİP KEMALYERİ
 
   
 
      Mucip Kemalyeri'nin "ÇANAKKALE RUHU NASIL DOĞDU VE AZERBEYCAN SAVAŞI" adlı kitabında Halis Bey'den bir kaç sayfada 'tabur kumandanı' veya 'tabur kumandanımız' olarak bahsediyor. Kemalyeri'ne verilen komutlardan, onun, Halis'in bir askeri olduğu anlaşılıyor. Mesela, 41 ve 42. sayfalarda şu yazılar mevcut: 
"Muharebenin tesiri artık bizim taraf için de kendisini göstermeğe başladı. Dakikalar ilerledikçe mücadele bütün manasıyla dehşet ve ehemmiyet peyda ediyordu. Bu esnada tabur kumandanı Uşaklı Halis Bey geliverdi. Saatlerden beri tahammül edilmeyecek kadar ağır olan yükümün birdenbire üzerimden kalktığını hissediyorum. Derin derin nefes aldım. Henüz 20 yaşında bulunan genç bir zabıt vekili için bundan daha büyük bir imdat kuvveti olamazdı. Tabur kumandanı bana iltifatlarda bulundu. Ve düşmanın vaziyetini tetkike başladı. Vaziyetin lehimize olduğuna dair bir kanaati olmadığını yüzünden okumak mümkündü.

        Bana şu haberi verdi: Diğer üç bölüğümüz bizden 400 metre kadar sol cenahımızda düşmanla şiddetli muharebeye tutuşmuşlar. Askerlerimizin hiç bir kayda tabi olmaksızın yaptıkları hücumlardan şikayetçiydi ve bunu müteakip ilave etti. "Düşman herhalde denize dökülecektir."

Gittikçe sararan yüzünden ve bakışlarındaki kuvveti kaybolan gözlerinden bir mana çıkarmak istiyordum.. Fakat bunun için çok düşünmeğe ve sebep aramağa lüzum kalmadı. Sol kolunun haki kumaşı yavaş yavaş kızarıyor ve parmaklarının ucuna kan damlaları birikiyordu.

- Yaralanmışsınız, dedim.

- Şimdi değil... Sizin bölüğe gelirken yolda oldu, cevabını verdi.

- Sıhhiye çavuşu, diye bir defa seslenebildim. Beni susturdu ve ilave etti

- Asker, yaralandığımı duymasın.


      Avcı hattında bulunduğumuz yerden beraberce bir müddet düşman vaziyetini tetkik ettik. Bu tetkikin ne kadar devam ettiğini kestiremiyorum. Fakat, kumandanımın her geçen dakika içinde yattığı yerde bile takatsizliğinin artmakta olduğunu kestirebiliyordum. Bize karşı çok manalı ve müphem bakışları vardı. Anlıyordum ki yalnız bırakmak istemiyordu. Acaba vazifemizi başaramayacağımızdan mı şüpheleniyordu?... Belki bunda kendi hesabına haklı olabilirdi. Zira, bu sabaha kadar bizi çok genç ve tecrübesiz görüyorlardı. Evet, biz tecrübesizdik, ama, bunların hepsinin üstünde cesaret ve şeref kaynağı olan gençliğimiz vardı. Yenilik ve tecrübesizliğimiz tehlikeli anlarda vazifelerimizi başarmağa mani değildi.

      Biz nefsimize itimat ediyorduk ve bu itimat ile vazifelerimizi yapmağa muktedir olduğumuz ispat edecektik. Tabur kumandanımızı haddinden fazla tatmin ve temin etmeğe uğraştım. Fedakar kumandanımın yavaş yavaş müsterih olmağa ve bize emniyet etmeye başladığını hissediyordum. Biraz sonra sesi toklaştı ve şu emri verdi: 

- Bulunduğunuz yerden katiyen geri çekilmeyiniz. Ancak geriye, bu mevkide hepinizin öldüğünü bildirecek bir haberci gönderebilirsiniz. Size mümkün olduğu kadar çabuk takviye göndereceğim."

Halis Bey, 49. sayfanın üçüncü satırında da 'Yüzbaşı Halis' olarak bulunmaktadır:

       "Üçüncü Tabur'un mütebaki sağ cenahı 3. ve 4. bölükler Edirnesırtı'ndaki Avustralyalılar'a taarruz etti. Ve onları şimal ve şimali garbiye doğru ricat ettirdi. Ve arkalarını takip etti. Fakat 'Kılıçdere' ile 'Kesikdere' arasında, yani 180 rakımlı tepenin cenubunda kendisinden faik bir kuvvetle karşılaştı. Fundalıklarla yaklaştı. Bazı noktalarda birbirlerine çok yanaşmışlardı. Her iki taraf birbirine baş kaldırtmıyordu. 3. Tabur kumandanı Yüzbaşı Halisyaralı olarak geriye çekildi.

      4. Bölük Kumandanı Çengelköylü Galip daha taarruz başlangıcında yaralanarak saftan çıkmıştı. Tabur kumandanı geriye geldikten sonra orada kalan bir avuç kuvvetin bilhassa 4. bölüğün iki takımının vaziyeti çok tehlikeli ve fedakarlığı müstelzim idi. Bu kuvvetin başında en faalane ve cesurane hakim olan Mucip Efendi henüz yarsubaylıktan asteğmenliğe geçmiş bir delikanlı idi. Bir de Medeni isminde henüz zabit namzedi olan cesur ve ateşli bir delikanlı vardı. Bu iki genç orada büyük bir cesaret ve benlikle çalışmışlardı. Kendilerinden çok fazla bir kuvvet olan Avustralyalılar'a karşı mıh gibi dikilmişler, onlara saatlerce bir adım bile attırmamışlardı.

       "Son olarak M. Kemalyeri, 50. sayfanın 5. paragrafında Halis Bey'i, 3. Tabur'un Kumandanı olarak tanıttı:
"3. Tabur Kumandanı Halis Bey, en sağ cenahta bulunan bu iki takımı çok nazik ve zayıf bir vaziyette bırakmış olduğunu takdir makamında söylemişti. Henüz mektepten yeni çıkmış ve kıt'a hayatına girmiş olan Mucip ve Medeni efendilerin tecrübesizliklerine rağmen yalnız başlarına pek yakından kendilerine faik düşman karşısında idare ve komuta ettikleri bu münferit muharebede gösterdikleri kahramanlık ve kazandıkları muvaffakiyet emsali gençlerin hatırasını gıpta ile işgal edecek hadiselerdir."