[Aşağıdaki yazı Cahit Önder'in "Yaşayan Çanakkale Muharipleri"
kitabından alınmıştır.]
(Kitap 1981 yılında yayınlandı)
ALİ DEMİREL (Biga - Gündoğdu Bucağı'ndan)
1301 (1885) doğumluyum. 96 yaşındayım. Köyden bir çıktım, 8 senede geldim. Arıburnu
cephesinde 27. Alay'daydım. Sonra Arabistan cephesine gittim. İngiliz'e 2 yıl esir kaldım. Arıburnu
cephesinde 27. Alay'ın o meşhur aynalı tüfeklerini ben yapardım. Marangozdum. Makinalı tüfekçi yazmışlar beni.
Benimle beraber 5 kişi var daha bizim köyden. Çanakkale'ye varınca, piyadeye çevirdiler. Beni verdiler 27. Alay'a. Mevzilerimiz Arıburnu'nun üzerlerindeydi. Ben 27. Alay, 2.* Tabur 1. Bölük'te bulundum. Alay Kumandanımız Şefik Bey, Tabur Kumandanımız, Kör Halis, Bölük Kumandanımız Hasan Efendi, Takım Kumandanımız Kara Mahmut (Mülazım-ı evvel)'di. Mevzilerde 9 ay durdum. 9 ay çakmak çaldım.
Bizim bölük Kabatepe'deydi. Düşmanın çıktığı sabah, 1. ve 3*.
taburlar Maydos'taydılar (Eceabat). Biz yalnız 2*. Tabur vardık Arıburnun'da... Arkadan 1. ve 3*. Taburlar da yetiştiler. Gavur bizim üzerimize çıktı. Bütün alayca hücum ettik düşmana. Bizim bölükte bütün subaylar vuruldu.
Lapsekili Eyüp Sabri kaldı bölüğün başında... Başçavuştu... Düşman mevzileri bize çok yakındılar. Bomba atarlardı bizim mevzilerimize. Soğan falan da attılar. Sonra bizim mevzilerin önüne teller gerdiler de düşmanın attığı bombalar bir daha mevzilerimize düşmedi. Tellere çarpıp geri düştü.
Düşman kaçarken, tünel kazıp içine dinamit içine doldurmuş. Patlatınca bizde bir bölük gitti. Hiç kimse kurtulamadı.
Toprak minare gibi havaya çıktı. 27. Alay'ın aynalı tüfeklerini ben
yaptım... Marangozdum dedim ya... Sivillikte marangozlukla bilindiğimden tüfeklere ayna takma işlerini ben yapmıştım. Bölükte piyadeydim esasında. Bir gün düşmanda, düşman mevzilerine yaptığımız bir hücumdan bir aynalı tüfek ele geçirmiştik.
Bizim mevzilerde bir tünel vardı. O tünelin içinde düşmandan ele geçirdiğimiz tüfeğe baka baka bizim tüfeklere de ayna takmıştım. Her mangaya bir tane aynalı tüfek dağıtılmıştı benim yaptıklarımdan. Tüfeğin namlusuna önlü arkalı iki ayna koyardım. Siperden kafanı çıkarmadan aynalara bakıp düşmanın görürdün.
18 Mart'ta düşman zırhlılarının boğazı zorladıkları zaman ben Arıburnu'ndaydım.
Boğaz'dan geçemeyince kafir, Morto limanına Seddülbahir'i zorladı. Oralardan da söktüremeyince, Arıburnu'na çıkardı. Daha sonra Tuzla'ya da çıkardı.
Macaristan'dan getirdikleri kısa, ağır obüsler çok işe yaradı. Dik atıyor... olduğu gibi gemilerin üzerine düşürüyordu o toplar. Biz istihkamlardan görüyorduk. Gemiye mermi düşünce duman içinde kalıyor ortalık. Gemideki gavurlar kendilerini denize atıyorlardı. Gavur bizim üzerimize çıkınca biz de hücum etmiştik. O hücumda katırların yanına kadar vardık.
O sırada yan ateşine tuttu bizi kafir, elimdeki tüfeğin kundağı filan paralandı da, bir demiri kaldı elimde. O gün kalçalarımdan yaralandım. Bak şimdi yürüyemiyorum. paralandı her yanım benim. Şarapnel parçaları denk geldi bana. Yaralanınca, Dimetoka Hastehanesi'ne yolladılar. Üç ay hastanede yattım.
Sonra, çıkınca tekrar eski birliğime, mevzilere döndüm. Hastaneden dönünce, ben hep aynalı tüfek işine baktım. Alay kumandanı beni mevziye sokmadı da, aynalı tüfek işine ayırdı. Arıburnu'nda Atatürk'ü gördüm. Öteki kumandanlarla beraber dikilmişlerdi. Alaylar onların önünden geçtiler. Yürüyüş yaptılar.
O zaman gördüm Heybetli adamdı. Önünden geçtik resmi geçitle. Öyle gördüm. Harbiye Nazırı Enver Paşa da gelmişti. Onu da gördüm. Yaralandım dedim ya. Hasta da oldum. Hava değişimine gönderdiler köye. Üç ay sonra tekrar Çanakkale'ye gittim. Beni bu sefer 24. Fırka'ya verdiler.
İstanbul'a gittik. Giydirdiler, kuşattılar, Haydarpaşa'dan bindirdiler trene. Kapattılar kapaklarını trenin... Hadi bakalım Arabistan'a... Gavur dağlarından sonra tren yok. Yetmiş gün yol gittik...
Yürüye yürüye. Tell el şehir'e geldik. Ben yürüyemiyorum. Zaten
bacaklarımdan yara almıştım. Çanakkale'de 44. Seyyar Hastane'ye yatırdılar. Hasanede bir ay kalmadık bile. İngilizler hücuma geçtiler. Hastaneye geliyor ateş. Beş yüz kişiyi bıraktık hastanede çadırlarda.
Başladı çadırlar yanmaya. Beni verdiler hayvanların başına. Kaçtık oralardan, herkes kaçıyordu. Bizim alay gitmiş Kudüs tarafına... Biz de Kudüs tarafına gittik. Oralarda bir yerde
Sultan Hamid'in bir sarayı varmış. O sarayı hastane yaptık. İngilizler tekrar hücum ettiler. Bozulduk, geri çekildik. Almanlar orada bir nehir üzerine köprü kuruverdiler de o köprüden geçtik geri çekilirken.
Şam'a doğru geri geliyoruz. Şam'a kadar geldik. Şam'da elli bin kişi esir düştük. İngiliz Şam'ı kuşatmış. Bizi öyle esir aldı. Şam'da bir
açlık, bir açlık... Ekmek yok, aş yok. Ben açık gözlülük yaptım da hastanenin ekmekleri vardı, o ekmeklerden doldurdum çuvallara. Öyle idare olduk. Bir Osmanlı altınına bir ekmek sattım orada.
Gavur sonra ekmek getirdi. Millet hücum ediveriyor. Ne yaptı bu sefer kafir, geçirdi bizim askeri manga koluna öyle dağıttı... Birine konserve, birine ekmek verdi. Biner kişilik kafileler halinde sekiz gün yol yürüdük, vardık Mısır toprağına... Kanala İsmailiye'ye. 12 tel örgü vardı. Üçer kişi vardı her tel örgüde. Ben dördüncü tel örgüdeydim.
İki sene esir kaldım İngiliz'in elinde... Tel örgülere geldiğimiz ilk günlerden biriydi... Bir İngiliz yüzbaşısı... Biz ayakta dizili bekliyoruz. O İngiliz yüzbaşısı bastonla geziyor,
topallıyor. Yanında tercümanı var, tercüman başladı bağırmaya :
- 27 inci Alaydan kim var burada?
Öldürecek değiller ya dedim, çıktım ileriye...
-Ben varım, dedim!
Bastonlu gavur topal topal geldi yanıma. Ellerimden, gözlerimden öptü beni. O topal gavur esirlerin başında kumandan filandı herhalde. Çok rahat ettim o gavurdan... Allah razı olsun. Bana ayrı bir çadır kurduruverdi. "Yanına iki de arkadaş al" dediler. Bir rahat ettim ama... sorma... Arıburnu'nda yaralanmış gavur da. Çok korkmuş gavurlar Arıburnu'nda... "Türkler bir kişi kalmayasıya öldüreceklerdi İngilizleri" derdi... Tercüman öyle söylerdi.
Her ay bana 20 İngiliz lirası maaş verirdi. Her hafta 80 paket
filli cigaralarından verirdi. "Sat bunları da para yap" derdi. Kendi de benim çadırdan çıkmazdı. Hep yanımda dururdu.
Ben de o topal gavura, Alaman kaputlarından içi kadife kaplı bir sandık yaptım. Hani, bizim buralarda vardır ya çeyiz sandığı gibi öyle bir şey. Bir de İngiliz potinlerini söküp, iki çift yarım potin yaptım. Elle yaptım... Çivilerini filan hep ellerimle yapmıştım. İki Osmanlı altını hediye etmişti bana. Sandığın üzerine de "Esirler yapmıştır" diye yazdırıp İngiltere'ye götürmüştü. Çok az konuşurdu İngiliz yüzbaşısı. Tel örgülerde bin kişi kalıncaya kadar beni bırakmadı. Sonra gemilerle İstanbul'a geldik. İstanbul'dan köye geldim. Çok beygir eti yedik. İngilizler bir kere bize koyun eti verdiler.
Geri kalan zamanda hep at eti yedik tel örgülerdeyken. Askere gitmeden evlenmiştim. Gelince baktım, ben askerdeyken. Nuriye ölmüş. Zatiye'yi aldım. Zatiye öleli onüç sene oluyor. Üç çocuğum oldu. Hepsi yaşıyorlar. Oğlum bakıyor bana burada. Madalyam da yok, maaş da.
* Ali Demirel'in bahsettiği tabur 3. Tabur olup, Ali Demirel veya Cahit Önder tarafından yanlış olarak anlatılmış, veya yazılmıştır. Ali Demirel'in de anlatımında Tabur Komutanı olarak 'Kör Halis' ifadesi yer almaktadır. |