AŞAĞIDA BULUNAN YAZI ABDURRAHMAN ÖZGEN'İN
"MİLLİ MÜCADELE'DE TÜRK AKINCILARI"
ADLI ESERİNDEN YAZILMIŞTIR
18.3.1915 ÇANAKKALE MUHAREBELERİ HAKKINDA
ISTANBUL'DA TELEVİZYONDA YAPTIĞIM KONUŞMALARIMDAN BİR KISMI.
27 Şubat 1915'te henüz çok genç yaşta idim. Askeri
Rüştiye'yi yeni bitirmiştim. Harbiye'ye girmek için müracaat ettim. İstanbul'da Harbiye Nezareti'ndeki Askerlik Dairesi'ne geldim.
- "Ben subay olmak istiyorum. Beni Harbiye'ye kaydediniz" dedim.
Harbiye'nin kapalı olduğunu söylediler. Çok üzülmüştüm. İçimde ateş gibi yana bir aşk vardı. Subay olmak istiyordum. Harbiye'nin kapalı olduğu haberi kafamda bir şok tesiri yarattı. Birden başım dönmeğe başladı. Benim bu halimi gören Askere Alma Dairesi'nde vazifeli Binbaşı Fuat
Bey ismindeki zat çok müteessir olmuştu. Güler yüzle bana:
- "Abdurrahman Efendi, seni de bir asker, bir subay namzedi olarak alacağız. Senin bir vatanperver olduğun halinden anlaşılıyor" dedi.
Ben, gayri ihtiyari göz yaşlarımı tutamadım. Bir ara Binbaşı birkaç saniye düşünür gibi oldu:
- "Peki evladım. Oldukça gösterişlisin, seni askere alıyorum, Subay namzedi olarak. Kabul edildin. Yarın sabah erken saatlerde gel beni gör, ama muhakkak gel ihmal etme" dedi .
Çok üzgün hem de bir yandan da sevinçli idim. Çünkü
subay oluyordum. Evde durumumu düşünmeğe başladım. Acaba beni nereye vereceklerdi. O gece gözüme uyku girmemişti. Sabahın erken saatlerinde Harbiye Nezareti'nin yolunu tuttum. Binbaşı Fuat
Bey'i makamında bulup elini öptüm:
- "Kumandanım, geldim. Emrinizi bekliyorum" dedim .
- "Peki evladım. Ben de senin evraklarını hazırladım, al. Bugün vatan müdafaası için
subaylara çok ihtiyacımız var. Onun için seni şimdilik Çanakkale'ye 9. Fırka'nın 27. Alay'ına sevkediyoruz. Harp bittikten sonra tekrar Harbiye'ye devam edeceksin. İnşallah çok iyi olur, başarılı bir
subay olursun, vatana hizmet edersin."
- "Sağolun efendim."
Beni hem teselli etti ve hem de birtakım öğütler verdi. Evrakımı aldım. benden evvel üç arkadaş daha
subay olmak için müracaat etmişti. Bunlarla birlikte gideceğimizi emrettiler. Gülnihal vapuru ile bizi Çanakkale'nin Bolayır iskelesine, gece karanlığında çıkardılar. Beraberce kader birliği yapacağım arkadaşlarım benim gibi
zabit namzedi idiler. Bunlar, Halil, Saadet, Medeni ve Ziya beylerdi. Mucip Kemalyeri ile makinalı tüfek yüzbaşısı Hamdi beyler bizi karşıladılar. Bizi doğruca Bolayır'da, zaytinlikler içinde, Serafim çiftliğindeki
alay karargahına götürdüler. Tabur Kumandanımız Uşaklı Halis Bey isminde bir zat idi. Evraklarımızı kendisine verdik. Bize gerekli bir takım öğütlerde bulundu. Ve bölüklere taksim edildik. beni 3. Tabur, 1. Bölük Makinalı Tüfek Zabiti olarak vazifeye başlattılar.
Alay Kumandanı Yarbay Şefik Bey, ertesi günü teftişe gelmişti. Yeni gelen
subay namzetlerini, yani bizleri takdim ettiler. Alaya teslim olduğum günden itibaren top sesleri kulaklarımızı sağır edecek derecede duyulmakta idi. Bu nefret verici top seslerine kısa bir talim ve terbiyeye tabi tutmuşlardı. Gece, gündüz denizden düşman gemilerinin top atışı eksik olmuyordu. Büyük cesaret ve maharetle bir gece evvelden Nusret
mayın gemisinin büyük fedakarlığı ile döktüğü mayınlardan İngilizler'in haberi yoktu. 18 Mart günü ve gecesi düşman donanması boğazı sıkıştırmağa geldiği vakit ümit ettiğimiz akıbete uğramışlardı.
Döşenen mayınlara çarpan gemiler teker teker boğazın kara sularına gömülmeğe başlayınca düşman neye
uğradığını anlayamamış ve şaşırmıştı. 18 Mart günü ve gecesi düşman denizden cehennemi bir top ateşi açarak boğazı sıkıştırmağa başladı. Yer, gök inliyordu. Sabahın erken saatlerinde denizin üstü düşman gemileri ile dolmuştu. Devamlı surette ağır ve cesim topları ile ateş yağmuru yağdırıyordu.
Bizim ağır sahil bataryalarımız da amansız olarak bunların ateşine cevap veriyordu. Büyük çaptaki gemilerini boğazın kara sularına gömüyordu. Aman Yarabbi, bu ne dehşet, bu ne vahşet... Kıyamet kopacak zannediyorduk. Bu manzarayı bulunduğumuz yerin yüksek tepelerinden dürbünlerimizle seyrediyorduk.
Denizin kara sularına birer birer gömülen düşman gemilerini gördükçe gururumuz bir kat daha artıyordu.
19 Mart 1915 günü düşman bir kere daha şansını denemek için son hamleyi yaptı. İşte bugün hem kendi kaderlerini ve hem de Türkün sarsılmaz iman ve gururunun kırılmayacağını anlayacak ve çizeceklerdi. Büyük-küçük çapta denize gömülen gemilerinden geri kalan yaralı, kaçamayacak durumda olan gemilerini yedeğe alarak, akşam üzeri
hava kararmağa başlayınca boğazı terke başladılar. Geldikleri gibi yüz geri ederek meyus ve kederli olarak çekilip, gittiler. Hele, bunların gidişlerini seyretmek öyle zevkli oluyordu ki, bizlerin de keyfine değecek yoktu. İngilizler, ümit ettikleri gibi bir sonuçla karşılaşmadılar. Ve arkalarına baka baka çekilip gittiler.
Çanakkale geçilmez...
Halis Bey, "Milli Mücadele'de Türk Akıncıları" adlı kitapta 14. ve 15 sayfalarında şöyle yer almakta:
"Bugüne kadar, bizler de ilerideki muharebeler için çok sıkı bir talim ve terbiye görüyorduk.
24 Nisan günü Alay Kumandanı teftişe geldi. Tabur Kumandanı Halis
Bey de yanında idi. Bir şeyler görüşüyorlardı.
Bu esnada telefon geldi. Tabur Kumandanı telefona koştu. Dönüşünde Tabur Kumandanı'nın yüzü asıktı.
Alay kumandanına 'Taburun hareket etmesi için
tümenden emir geldiğini' söyledi.
Bize acele olarak silahbaşı yaptırdılar. Fakat nereye gideceğimizi bilmiyorduk. Hareket emri verildi.
Yola çıktık. Gece karanlığında cebri yürüyüşle Eceabat'a geldik. Oradan, düşmana görünmemek maksadı ile ormanlık dereler içinde ilerleyerek Conkbayırı altında Kabatepe, Çimentepe ve Kanlısırt'taki mevzilere girdik.
Bizim bölüğümüz denize çok yakın Conkbayırı ve Kabatepe eteklerinde kumsala sekiz yüz metre mesafede idi.
Anzac'ların asıl çıkartma yeri burası imiş. Emir gereğince, makinalı tüfeğimi mevziye aldım.
Diğer makinalı tüfekler de sağımızda, solumuzda mevzi aldılar. Parmaklarımız tetikte bekliyorduk.
Gece, cebri yürüyüşle geldiğimiz için yorgunluğumuzu giderememiştik. Düşmanın çıkartmasını heyecanla bekliyorduk.
Tabur Kumandanımız Binbaşı Halis Bey, gönüllü bir nefer çıkararak, evvelden İngilizler'in çıkartma yapacakları yere bir şamandıra işareti bıraktıklarını, bunu oradan alarak, bizim makinalı tüfeklerimizi mevzilediğimiz
yerin karşısına koymasını söyledi. Bu gönüllü nefer, ağaç kütüklerinden meydana getirdiği bir salla evvelce konan bu işareti oradan söküp istenilen yere koydu. Burası, bizim makinalı tüfeklerimize tam bir hedef teşkil ediyordu.
Sabahın erken saatlerinde çıkartma başladı. Fakat düşman çok aldatılmış ve aldanmıştı.
Çünkü, koyduğu işareti yerinde bulamamıştı. Bizim karşımızdaki kumsala çıkartma harekatına başladı.
Heyecanla beklediğimiz an gelmişti. İlk çıkartmada gelen Anzac'ların hepsi imha olmuştu, denize dökülmüştü.
Sürekli ateşimiz devam ediyordu. Düşman da denizden devamlı şekilde arkamızdaki mevzilerimizi durmadan bombardıman ediyordu.
Yalnız, bizim bulunduğumuz yeri keşfedememişlerdi." |